per sempre, per sempre, per sempre… 

  • vorrei che ti mettessi quel vestito
  • che hai comprato in un giorno di luglio
  • dopo che avevi detto ti amo anch’io
  •  
  • vorrei che ti mettessi quel vestito
  • per me, un’ultima volta,
  •  
  • poi, vorrei fondermi alla terra
  • e riposare dove lei riposa
  •  
  • 8.1.14
  •  
  • sonsuza, sonsuza, sonsuza...
  •  
  • bir temmuz günü aldığın
  • o elbiseyi giymeni isterdim
  • “ben de sana aşığım” dedikten sonra
  •  
  • o elbiseyi giymeni
  • benim için, son bir defa
  •  
  • sonrasında toprağa karışmak isterdim
  • ve yatmak onun yattığı yerde
  •  
  • 8.1.14

la poesia è anarchica, risponde a leggi solo proprie, non può e non deve piegarsi a nient’altro
che a se stessa.
la sua legge interiore è ritmo, musica assoluta.
questo spiega la commozione che proviamo nell’ascoltare letture di poesia in lingue a noi sconosciute.
abbiamo l’impressione di comprendere
anche se non capiamo le parole,
perché le nostre molecole entrano in risonanza con la musica profonda della poesia,
che è la stessa in ogni lingua: un ultrasuono, un rumore bianco.
una lingua invisibile, un ronzio nucleare
traducibile per approssimazione,
una sonorità che entra in risonanza con la parte più estranea e profonda delle nostre molecole.
come certa musica – penso al Chiaro di luna di Ludwig van Beethoven – è un linguaggio
letteralmente universale:
i poeti lo scrivono da sempre, ma le recenti scoperte astrofisiche lo confermano
con rigore scientifico, non più solo intuitivo: il nucleo più profondo di noi
è composto della stessa materia delle stelle.
parole di Margherita Hack: “Tutta la materia di cui siamo fatti l’hanno costruita le stelle. Tutti gli elementi, dall’idrogeno all’uranio, sono stati fatti nelle reazioni nucleari che avvengono nelle supernovae, stelle molto più grandi del Sole, che alla fine della

loro vita esplodono e sparpagliano nello spazio
il risultato di tutte le reazioni nucleari avvenute al loro interno.”
dalle scoperte ultimissime sappiamo ancora che
metà degli atomi che formano i nostri corpi è materia prodotta fuori dalla Via Lattea, viene da una distanza che non si può
commensurare.
la vibrazione delle nostre molecole entra in risonanza materiale con la vibrazione dell’universo,
fin dentro l’universo sconosciuto. questa forza
“che move il sole e l’altre stelle”
è quella che Dante chiama “amore”.
la poesia intercetta il corale profondo e ininterrotto di questa forza, intona la sua voce
al rombo delle stelle extragalattiche.
è un oggetto fatto di parole
sempre d’amore.
e basta.

Roma, 8 ottobre 2017

  • anarşidir şiir, sadece kendi yasalarına uyar, kendinden başka
  • hiçbir şeye boyun eğmez,
  • eğmemeli.
  • İç yasası ritim, mutlak müzik.
  • Bu açıklıyor işte bilmediğimiz dillerde şiirler dinlerken
  • duygulanmamızı.
  • Sözcükleri anlamasak bile anlamışız gibi gelir,
  • her zerremiz yankılanır şiirin derin müziğiyle
  • ki her dilde aynıdır o müzik: sesötesi, bir beyaz ses.  
  • Görünmez bir dil, yalnızca tahminle çevrilebilen 
  • bir nükleer titreşim, her zerremizin en derininde
  • yankılanan bir ses.     
  • Bazı besteler gibi – Beethoven'ın Ayışığı Sonatı mesela –
  • gerçekten evrensel bir dil:
  • Şairler hep yazmış onu, astrofizikteki son keşifler
  • sadece sezgi ile değil, bilimsel bir kesinlikle tespit etti:
  • bizim en derin ana hücremiz
  • yıldızlarla aynı maddedendir.
  • Astronom Margherita Hack’ın dediği gibi
  • “Bizi yapan her maddeyi, yıldızlar yaratmış. Hidrojenden uranyuma her öge, güneşten çok daha büyük olan süpernova yıldızlarındaki nükleer reaksiyonları yaratmış. Supernovae bir patlamayla ölür de içlerindeki reaksiyon maddeleri uzaya gonderiyorlar.”
  • en son keşiflerden biliyoruz ki
  • gövdemize biçim veren atomların yarısı
  • Samanyolu dışında üretilmiş,
  • ölçülemez bir uzaklıktan gelmiş.
    Zerrelerimizin titreşimi, evrenin
  • titreşimiyle yankılanıyor,
  • bilinmeyen evrene kadar.
  • “güneşi ve diğer yıldızları hareket ettiren” bu güce,
  • aşk diyor Dante.
    Şiir, bu gücün derin ve bitmeyen korosunu durdurabilir,
  • ton verebilir onun sesine galaksi ötesi yıldızların gürültüsüyle.
  • Aşk sözcüklerinden
  • yapılmış bir nesnedir şiir. 
    Hepsi bu.
  •  
  • Roma, 8 Ekim 2017

 l’usignolo

è stato qui un usignolo. non avrebbe dovuto essere qui, ma era qui. e ha cantato tanto. io facevo il mio piccolo canto silenzioso e lui il suo. chissà per chi cantava, forse solo per la dolcezza di cantare. senza scopo, senza vittoria. con la vita all’altezza del suo canto.

  • è così, cara Alba, io cerco che la vita sia all’altezza del canto. è questa la sventura e questo è il bene.
  • io ti ho tutta vestita del mio canto d’amore
  • io ti ho tutta innalzata, come erba di marzo che buca
  • la terra dell’inverno, come il raglio di un’asina tra i cardi
  • lanaioli, la barra alare gialla
  • degli uccelli del cielo. la tua vita
  • ha risposto. il tuo corpo
  • ha risposto
  • al mio canto. poi, è tornato nel limite. ma l’usignolo, fuori
  • tempo e fuori dalla terra
  • calda d’Africa, qui, dal cuore dell’inverno occidentale
  •  
  • canta, continua, canta

4.1.14

bülbül

Burdaydı bir bülbül. Burda olmamalıydı ama burdaydı. Hem de uzun uzun söyledi şarkısını. Ben kısa ve sessiz şarkımı söylüyordum, o da kendininkini söyledi. Kim bilir kimin için söylediğini, belki de sadece şarkı söylemenin hoşluğu adına. Konusuz ve zafersiz. Hayatıyla, şarkısı kadar yüksek tonda.   

  • Sevgili seher, ben de hayatı aynı şarkılar gibi yüksek tonda kılmak için uğraştım. Felaket de burda, iyilik de.
  • Aşk ilahimle giydirdim seni,
  • Seni dirilttim kışın toprağını yırtan 
  • Mart otu gibi,
  • Yabani enginarların arasındaki eşeğin anırması gibi  
  • gökte kuşların çizdiği sarı çizgiler gibi.
  • Hayatın cevap verdi. Bedenin, cevap verdi
  • ilahime. 
  • Sonra kendi sınırının içine çekildi.
  • Zamanın ve Afrika’nın sıcak toprağının
  • dışında bülbül, tam da burda,
  • bir batılı kışın kalbinden
  •  
  • söylüyor, devam ediyor söylemeye, söylüyor
  •  
  • elevazione
  •  
  • vedo una prevalenza di grano e gioia
  • e un commosso desiderio di vivere
  • nella carne che pascola
  • tra grandi rettili
  • al fondo del cratere
  • o sta a galla sui posatoi del cielo
  • con veli di calcare
  • sulla pagina inferiore delle ali
  •  
  • certe figure carponi
  • assumono la posizione eretta per vedere il pericolo oltre l’erba alta
  •  
  • certe altre figure meno superbe
  • certi tranquilli animali bianchi
  • simili a capre, continuano a ruminare
  • e la natura li lavora dentro come il sangue terrestre lavora
  • le vene del marmo. mentre appaiono
  • distratti, essi comunicano attraverso il sangue
  •  
  • la loro obbedienza consiste
  • nell’appartenenza alla neve
  • che esalta il sapore del sangue
  •  
  • quelli che si alzano in piedi nella preistoria saranno
  • umani: snaturati e avulsi
  • essi sono la specie
  • conscia del tempo
  • che urge fuori dall’erba
  •  
  • vedo quanto somigliavamo alla terra. poi
  • alle capre. infine
  • eccoci storia, eccoci tempo
  • e crimine
  •  
  • yükseliş
  •  
  • Sevinci gördüm ve tahılın bolluğunu, 
  • volkanın dibinde
  • büyük sürüngenlerin arasında otlarken
  • zıplayan yaşama arzusunu   
  • sevinci gördüm, kanatların kireçle örtülü
  • ve gökteki tüneklere inen
  • yaratıklarda
  •  
  • bazı sürünen yaratıklar uzun otların ötesindeki tehlikeyi görmek için
  • ayağa kalkar
  •  
  • diğer sürünenler, zarif olmayanlar yani, 
  • sakin beyaz hayvanlar
  • keçilere benzeyenler, otlamaya devam edenler  
  • doğa onları bir çırpıda silip süpürür 
  • soğurduğu gibi toprağın kanının mermerin damarlarını.
  • dalgın görünseler de
  • kanla konuşurlar. 
  •  
  • kanın tadını güçlendiren
  • kara ait olmalarına
  • dayanır sadakatleri.
  •  
  • tarihöncesinde ayağa kalkanlar
  • insan olacak: yozlaşmış ve ayrı düşmüşler.   
  • otların ötesinde acele eden
  • zamanın farkındalar onlar.
  •  
  • Görüyorum ne kadar benzermişiz toprağa. Sonra
  • keçilere. Sonunda tarih biziz, 
  • zaman biziz ve suç 
  •  
  • crimine
  •  
  • io vedo sollevarsi la mia specie e vedo sollevarsi
  • la scheggia d’osso
  • mentre una vibrazione diversa
  • dalla parola trema dentro la mano di quello
  • che la solleva
  • e la vibra: la prima idea di crimine
  • un nuovo bivio della specie
  • tra bene e male
  •  
  • staccati come figurine di fango
  • dal fondo secco della terra
  •                                              
  •                                               dopo,
  • nella storia, saremo
  • le uniche creature
  • affette da un disturbo
  • di specie: eliminare i simili
  • a causa di astrazioni,
  • contravvenire alla nostra origine
  •  
  • Roma, 22-24 novembre 2012
  •  
  • cinayet
  •  
  • türümüzün ayağa kalkışını görüyorum,
  • kemikten o pulun kalkmasını da
  • kelimelerden ayrı bir titreme
  • onları kaldıran ve titreten elinde
  • bir kıpırdama görüyorum: işte
  • cinayetin ilk fikri,
  • türümüz için yeni bir yol ayrımı
  • iyilik ve kötülük arasında
  •  
  • çamurdan bir heykelcik gibi
  • toprağın kurumuş dibinden
  • çekildik
  •  
  •                                               sonra
  •  
  • tarihte yalnız ikimize gelecek
  • türde köklü bir hastalık:
  • bizim gibileri yok etmek için
  • oluşumuza karşı çıkmak için
  • soyutlamalarla
  •  
  • çev.: Nicola Verderame, Gonca Özmen

Cephede, maden lambarının ışığı altında açtiklarında telgrafı,

Askerlerin kürek sesleriydi duyulan.
Meçhul bir akıbet
Dikenli teller gibi
Kol gezmekte ülkede
Kalaylı karavana kapları ve sarımsak kokuları arasında
Maria, kafamızın içindeki bu mezbele
Kapişan hayvanlarındır.
Ve sırtımıza kӧstebekler tünemiş.
Kalbini ver bana
Kalbini ver de taşıyayım ellerimle toprak gibi
Yanına vardığım bu tehlikeli zamanda
Maria, adımı zikretmekten hiç vazgeçme
Ben ӧlünce bile bırakma ellerimi
Sana ait olan isimler deryasında
Yalnız sen biliyorsun adımı Maria çünkü benim adımır
Boğazındaki düğüm, akıntıda boğulan bir adam gibi
B eyaz
Bembeyaz teninde boğulmuş kıyıya vurmuş.
Ölümden sonar bile,
Bu gece, ben kor halinde yanarken,
Adımı sӧyle Maria,
Tüm varlığınla.
 
Çeviri:Elif Irem Koç
 
Tiren Denizi tuzdan bir kodes
Çürüyen bir ceset
Bir hayvanın uykusunda
Uyandrırımayı bekleyn
 
Kayaların burgusu
Ve kırılmış beli
Harikülade bir olayın
Geçiyor hahilin yamacından
Hayvansa soğuk havanın sarhoşu
 
Azizler dikildi, sanki birer karabatak
Kafilenin ӧnderleri
Beklerler, gagaları açık
Denizin sesini duymayı
 
Buram buram kokarken yaz dӧnümü
Karayelin ensesinde uzanan kuşlar
Kanatlarının tüyleri tek tek solmuş
Acı tuz ormanında uzanırken
 
Bir yanda Eolya uçurumundaki rüzgarin sükuneti,
Bir yanda gümbür gümbür hücum borusu
Çamurdan mabetlerin üzerinde
Ve tuzlu gümüşün madeninde
Tüccar gemileri dururken tarların sığınaklarında
 
Çeviri: Necati Aykut Baytar
 
Gӧrdüm onum hyatla nasıl oynadığını,
Ve de izledim çelimsiz ruhunun,
Bir yumak olup keşfetmesini,
Dünyanın dӧrt bir bucağını,
Ve de evrenin kıpkızıl kucağını.
 
Gittin bir gün, sessiz sedasız,
Aşıp ufukları birkaç adımla,
keyifli keyfli, uzaklaştın umarsız
Yakarak kalbimi anılarınla.
 
Gittin, beş parasız,
Sırtında eskilerden kalma bir ceket
Başın ӧne eğik ve dilinde bir türkü.
Ama biliyorum dӧneceksin,
Ellerinde, ıslığınla yazdığın yalnız bir ӧykü.
 
Huzurluyum artık,
Sessizliğinle yoğurduğum gün ışıgı
Vuruyor yüzüme.
Hatırlıyorum, muhabbet ediyorken sensizlikle;
Kardeşliğimizin sesi yankılanıyor zihnimde.
 
Sen gӧremediğim gӧzlersin şimdi.
Sevginin nefret ile karişmış halisin,
Sen dünyanın en yüksek dağlarına taç yapılmış,
Sapasağlam bir kale ama aynı zamanda
En alçak ovalarda yüzüstü bırakılmış,
Damsız bir kulübesin.
 
Çeviri: Şahin Yaldız 

Aggiungi commento


Codice di sicurezza
Aggiorna